HOMEROS’TA KADIN YAHUT İLKÇAĞ ANADOLU’SUNDA YAŞAMIŞ BİR HALK OZANININ GÖZÜNDEN KADIN


ÖZET
Homeros deyince ilk akla gelen, onun “İlyada” ve “Odysseia” destanlarıdır. Ama onun İlkçağ Anadolu’sunun Smyrna (İzmir) kentinde doğan bir halk şairi ve ozan olduğu pek bilinmez. Onun Anadolu’lu oluşu; modern araştırmacılara göre; öncelikle kullandığı lehçeden (Eski Yunanca’nın Batı Anadolu kıyılarında kullanılan İyon ve Aiol lehçeleri) ve Anadolu coğrafyasına dair engin bilgisinden anlaşılır. Bununla birlikte kanımızca önemli olan ve şairin Anadolu kökenine işaret eden unsurlardan biri de şiirlerinde anlattığı aile hayatı, özellikle de kadınların durumudur. Homeros şiirlerinde kadına verilen değer ve aile içindeki yeri -yazılı kaynaklardan edindiğimiz bilgiler ışığında- Kıta Yunanistan’daki kadının sosyal statüsünden hayli farklı olması bir yana İlkçağ Anadolu’sunun anaerkil düzenini anımsatır.
Anahtar Kelimeler: Homeros, İlyada, halk ozanı, Penelope, kadın
ABSTRACT
The first thing which is recalled when the name Homer mentioned is his two legends Illiad and Odyssey. Nevertheless it is not a common knowledge that he was a bard who was born in Smyrna city of Anatolia in Ancient times. According to the modern researchers; the Anatolian root of him is best known by the dialects (Ionic and Aeolic ones) he used and his deep knowledge of geography of Anatolia. But other than these one of the principles that indicates his Anatolian root is how he narrated the family and social life of woman. Both the value of woman and her position in her family were very different to the ones in Greek continent. But what is more important is the women in Homeric poems reminds of the matriarchal order in Ancient Anatolia.
Key Words: Homer, Illiad, bard, Penelope, woman
SÖZE BAŞLARKEN
İlkçağ Anadolu’sunun Smyrna (İzmir) kentinde doğan halk ozanı Homeros’un “İlyada” ve “Odysseia” destanları birer kahramanlık öyküsü olarak tanınır. İlyada’da anlatılan; Kıta Yunanistan’dan Anadolu’ya gelen askerlerin Troya kentini ele geçirmek için Troya’lı askerlerle yaptıkları savaştır. Odysseia’nın konusu ise; bu savaştan sağ salim kurtulmayı başaran Yunanlı kahraman Odysseus’un, gemiyle yurduna dönerken denizlerde geçirdiği maceraları ve göğüslediği zorluklardır. Ancak birer kahramanlık efsanesi olan bu öyküler yalnız Eski Yunan düşüncesinde cesaret ve yiğitliğe verilen değeri yansıtmakla kalmaz. O çağ toplumunun sosyal yapısını anlamak için de önemli veriler sağlar. Bunlar arasında o dönemin siyasi düzeni ve inanç sistemi de yer alır. Ancak vurgulanması gereken bir nokta da; kadının, Homeros şiirlerinde resimlenen şeklidir. Troya’lı kahraman Hektor’un annesi Hekabe ve karısı Andromakhe gibi Anadolu’lu kadınların yanında Helena ve Penelope gibi Yunanlı karakterler de anaç nitelikleriyle yahut hanımlıklarıyla tasvir edilir. Bu görünüm; kadının, Kıta Yunan kaynaklı efsane ve öykülerdeki hâlinden hayli farklıdır .
Bu çalışmada amacımız;“İlyada”daki Andromakhe ile “Odysseia”daki Penelope karakterleri ışığında şairin kadına yaklaşımını sergilemektir. Öncelikle bir zamanlar anaerkil toplumsal düzenin yaşandığı Anadolu’daki Ana tanrıça kültünü tanımak gerekir. Ancak o zaman Homeros’un yalnız Anadolu’lu Andromakhe’yi değil ama Yunanlı Penelope’yi de aynı sevecenlik ve anaçlıkla donatması anlam kazanır.
ANADOLU’DA ANA TANRIÇA İNANCI VE AKDENİZ DÜNYASINA ETKİSİ
Neolitik yahut Yeni taş Çağı’ndan itibaren Ege ve Akdeniz (Girit başta olmak üzere) dünyasına egemen olan anaerkil inanç sistemi veya Ana tanrıça tapısının kökeni Anadolu’dur.
Çatalhöyük ve Hacılar’da yapılan kazılar Ana tanrıça figürünün İ.Ö 7000-6500 yıllarına kadar uzandığını ortaya koymuştur. Sümer’den de önceki bir kültür çağını yansıtan bu tarihler, Ana tanrıçanın Anadolu’nun yerlisi olduğunu açığa vurmaktadır. Üreme organları abartılı tasvir edilmiş tanrıça figürü; doğurganlığı yani tabiattaki bereketi simgeler.
Ana tanrıçaya Eski Çağ Anadolu’sunun çeşitli bölgelerinde farklı adlarla tapıldığını biliyoruz. Kültepe tabletlerinde adı; Kubaba olarak geçer. Lydia’da Kybebe, Frigya’da ise Kybele’dir. Hitit kaynaklarında da Hepat diye adlandırılır. Komana Pontika (Tokat bölgesinde Gümenek) ve Kayseri yöresindeki Komana Kappadokia (Kemer) kentlerinde de ismi; çok eski bir Anadolu adı olan Ma’dır. Efes kentinde Artemis olarak bilinen tanrıçaya olan inanç, yalnız Anadolu’yla sınırlı kalmamıştır. Mısır’da İsis, Suriye’de Lat, Girit’te Rea ve İtalya’da Nemi gölü bölgesinde Venüs olarak adlandırılan tanrıçalar, aslında Ana tanrıçanın değişik isimler almış halidir. Tıpkı Roma’da kendisine tapılan Magna Mater’de olduğu gibi.
Frigya bölgesindeki Pessinus (Ballıhisar) antik kenti; tanrıçanın en önemli inanç merkezi idi.
Yazılı kaynaklar bize Kybele’nin Pessinus’taki tapımı üstüne ayrıntılı bilgi verir. Tanrıçaya orada bir idol biçiminde tapınılırdı. Bu idol bir “diopetes” yani gökten düştüğü ileri sürülen bir meteorit, bir kara taştı. Bu din merkezinin başında iki başrahip bulunur, bunlardan biri Attis adını taşırdı. Megabyzos adıyla anılan ikincisi ise dışarıdan gelmiş olması şart koşulan bir yabancıydı.
Frigya’daki Ana tanrıça inancı öylesinde köklüydü ki; bölge, İ.Ö 1200’de Frigler’in ve İ.Ö 686 (ya da 676)’da Kimmerler’in istilasına uğramışsa da kültünü devam ettirmiştir. Kimerler’in saldırılarından sonra Ana tanrıça tapısı daha çok Lydia bölgesine kaymış ve “Metragyrtoi” diye anılan dilenci rahipler Akdeniz çevresine yayılarak bu inancın tanıtılmasını sağlamışlardı.
Ana tanrıça inancı Yunanistan ve Roma’da da aynı saygıyı görmüştü. Kültün Yunanistan’a girişi; İ.Ö 5.yüzyıldır. Atina ve Sparta kentlerinin kıyasıya savaştığı bu dönemde Atinalı’lar, Frigya’nın Ana tanrıçasını getirerek adına bir tapınak kurmuşlar, onu kendi bereket ve ekin tanrıçaları olan Demeter’le birleştirmişlerdi.
İ.Ö 204 yılında Pessinus’taki meteortaşı törenle Roma şehrine getirilmiş, kentteki Palatinus tepesinde Ana tanrıça (Magna Mater) tapınağı kurulmuş ve onuruna “Megalensia” denilen bayramlar kutlanmaya başlamıştır. Bu olay tıpkı Yunanistan’da olduğu gibi bir savaş döneminde, Roma’nın Afrika seferi öncesinde gerçekleşmişti. Anadolu’nun simgesi olan büyük tanrıçanın Roma’ya getirilmesi, Roma İmparatorluğu’na Anadolu’nun hatta bütün Doğu Akdeniz çevresinin kapılarını açmıştır (ERHAT; 1984, s.199-203).
İlkçağ Anadolu’sundaki Ana tanrıça -Kybele- inancının, sahip olduğu uluslar üstü niteliğini ve gücünü, farklı medeniyetlerde farklı isim ve söylencelere konu olmasıyla kanıtladığını görüyoruz. Ama konumuz açısından asıl vurgulanması gereken; tanrıça figürünün, sahip olduğu bereket ve doğurganlık nitelikleriyle analığa yaptığı vurgu yahut kadın olmaya verdiği değerdir.
HOMEROS’UN KADIN KARAKTERLERİNDEN ÖRNEKLER
I) Andromakhe
İlyada destanında adı geçen Andromakhe; Thebai kentinin kralı Eetion’un kızıdır. Troya kralı Priamos’un en büyük oğlu ve savaşın en yiğit askerlerinden olan Hektor’un da karısıdır. Astyanaks isimli bir oğulları vardır.
Destanın 6. kitabında ; çarpışmalar tüm hızıyla sürerken, çok sayıda Troya’lı askerin öldüğünü duyan Andromakhe’nin, savaşın gidişini gözlemek için kent kalesine çıktığını görürüz. Yanında küçük oğlu ve onun dadısı da vardır. Bu sırada savaş alanından ayrılıp kente dönen Hektor da karısını görmeye gelir. Evde olmadığını anlayınca kâhya kadına ve hizmetçilere nereye gittiğini sorar. Görümcelerine mi, yengelerine mi? Yoksa Athena tapınağına mı? Onun şehir kalesine gittiğini duyunca hemen oraya gider.
Kahramanın karısı ve çocuğuyla karşılaşması sahnesi duygu yüklüdür. Andromakhe kocasına yalvarır savaşa gitmesin, kendisini dul, oğlunu öksüz bırakmasın diye. Düşman zaten anasını, babasını almıştır ondan. Anamsın sen, kardeşim, yoldaşımsın benim, der. Oysa Hektor kararlıdır. Savaştan kaçmayacaktır. Askerleriyle birlikte en ön safta mücadeleyi sürdürecektir. Karısının tutsak düştüğünü görmektense ölmeyi yeğler çünkü o. Oğlu Astyanaks’ı kucağına alıp severken, bir gün kendisi gibi yiğit bir savaşçı olmasını diler tanrılardan. Eve dönün artık, der sonra. Sen tezgâhının başına otur, mekiğini doku . Savaş bizim işimiz.. (HOMEROS; 2007, s.186-190).
“İlyada”nın 22. kitabında; Hektor’un, Akhilleus’la kent surlarının hemen dışında yaptığı teke tek dövüşte öldüğünü görürüz. Yunanlı onu öldürmekle yetinmez. Bedenini, silahlarından soyduktan sonra arabasının ardında -ayaklarından bağlı bir halde- sürükler durur. Bu sahneye şahit olan ana-babası tarifsiz acılar içindedir. Andromakhe evinde kumaş dokurken duyar dışarıdan gelen çığlıkları, inlemeleri. Koşar, gider hemen sur duvarlarının üzerinden bakmaya. Hektor’un cansız bedenini o halde görünce kendinden geçer. Ağlamaya başlar. Kendi talihine yanar durur, kocasınınkine olduğu gibi. Ya oğlu? Onun için de endişelidir şimdi. Babasız bir çocuk, öksüz bir çocuk demektir ya. Artık hor görülecektir her yerde.
Başka bir ifadeyle; Andromakhe’nin duyduğu keder, bu kez onun anne kimliğinde dile gelir. Astyanaks için gelecek, birçok acıya gebedir. Babasının dostlarına sığınacaktır, boynu bükük. Ama ne acıdır ki sadece dışlanacaktır öksüz bir çocuk olarak (HOMEROS; 2007, s.486-488).
Destanın aynı zamanda son kitabı da olan 24.sünde; kral Priamos’un, Akhilleus’tan oğlunun cesedini geri aldığını ve kente, surların içine, sarayına geri getirdiğine tanıklık ederiz. Tüm halk, tarifsiz bir elem içindedir. Katırların çektiği cenazeyi en önde Hektor’un annesi ve karısı karşılarlar. Andromakhe’nin acısı, herkesten fazladır. Istırabı, şairin dizelerine şöyle yansımış:
“…Erkeğim benim, göçüp gittin genç yaşında,gittin, evimizde dul bıraktın beni,çocuğumuz da ufacık, körpecik,bizden olan, kara talihli ikimizden,bilmem gençlik çağına erer mi ki,bu kent yerle bir olacak baştan aşağı,
sen öldün, onun koruyucusu, bekçisi,
sen, soylu anaları, çocukları ayakta tutan.
Onları koca karınlı gemiler götürecek yakında,
beni de götürecek gemiler yavrum beni de,
sen benim ardımdan geleceksin belki,
şurda burda bayağı işler göreceksin, yavrum,
didineceksin katı yürekli bir efendinin gözü önünde,
belki bir Akalı surlardan aşağı atacak seni,
Hektor öldürdü diye kardaşını onun,
babasını ya da oğlunu öldürdü diye,
böyle alacak öcünü Hektor’dan…
Dile gelmez acılar bıraktın, Hektor, anana babana,
ama bana kaldı yine en büyük acı.
Ölüm döşeğinden uzatmadın ellerini bana,
şöyle güzel bir söz söylemedin ki,
gözyaşı döke döke gece gündüz anayım onu…” (HOMEROS; 2007, s.536).
Homeros; şiirini, Hektor için düzenlenen cenaze töreniyle bitirir. Bundan sonra Andromakhe’nin başına gelenleri Euripides ve Seneca’nın “Troya’lı Kadınlar” isimli tragedyalarından öğreniyoruz. Akhilleus’un oğlu Neoptelemos (Pyrrhus) tarafından tutsak alınır ve Kıta Yunanistan’a götürülür.
Andromakhe’nin yazgısını paylaşan diğer soylular da vardır. Kraliçe Hekabe, Ithaka’ya Odysseus’un kölesi olmak üzere gidecektir. Kızı Kassandra da Aka’ların lideri Agamemnon’un payına düşer. En acısı da Hekabe ile Priamos’un küçük kızları olan Polyksena’nın, Akhilleus’un mezarı üzerinde kurban edilmesidir.
II) Penelope
“Odysseia” destanının ana karakterlerinden olan Penelope; Aka’lı yiğitlerden ve İthaka ülkesinin kralı olan Odysseus’un karısıdır. Kocasının yirmi yıl süren yokluğunda, ona daima sadık kalmış, hep bir gün geri döneceğini düşünmüş ve oğulları Telemakhos’u büyütmüştür. Üstelik kahramanın yokluğunda kendisine talip olan birçok prensle de baş etmiş , evinin -sarayın- varını yoğunu sömürmelerine göz yummak zorunda kalmıştır .
Rivayete göre; Penelope, Sparta kralı Tyndareos’un erkek kardeşi İkarios’un kızıdır. Sparta’da düzenlenen bir araba yarışında birinci gelen Odysseus, Penelope ile evlenme hakkını elde etmişti. İkarios daha sonra yiğitten, kızıyla beraber Sparta’da kalmalarını istemiş. Odysseus bu isteği reddetmiş ve karısıyla yola koyulmuş. Ancak İkarios, bindikleri arabayı takip etmeye başlayınca, Odysseus öfkelenmiş ve Penelope’den kararını vermesini istemiş. O da duvağını indirip kocasıyla birlikte gitmeyi seçmiş (GRAVES; 2004, s.791).
“Odysseia”nın 4. kitabında ; oğul Telemakhos’un adamlarıyla, babasını aramaya çıktığı yolculukta, Menelaos ile Helene’nin sarayına konuk olduğunu görürüz. Onun bu seyahatinden henüz haberi olan talipler, yolculuğu sırasında öldürülmesi için bir gemi göndermeye karar verirler. Bu konuşmaları gizlice dinleyen sarayın habercisi, duyduklarını anlatmak için Penelope’nin yanına varır. Kraliçenin, oğlunun bu seyahatinden haberi yoktur. Endişelenir. Odysseus’un dadısı Eurykleia, onu sakinleştirir. Tanrıça Athena’ya yakarmasını buyurur. Aynı gün tanrıça, onun düşüne girer. Kraliçenin kız kardeşi kılığına bürünerek, telaşlanmamasını, bir tanrının, oğlunu koruduğunu söyler. Odysseus’un hayatta olup olmadığına dair bir şey ise söylemez (HOMEROS; 2005, s.100-107).
Destanın 16. kitabında; Telemakhos’un yurduna sağ salim döndüğünü, bunu haber alan domuz çobanı Eumaios’un hemen Penelope’ye koştuğunu görürüz. Bu sırada daha önce Athena’nın yardımlarıyla İthaka’ya dönmüş olan Odysseus da, çobanın kulübesinde saklanmaktadır. Kimliğini ondan bile saklamış, bir dilenci görünümüne bürünmüştür. Talipler Telemakhos’u bu kez karada öldürmeye karar vermişlerdir. O ise domuz çobanının kulübesinde dilenciyle karşılaşmış ve onun babası olduğunu anlamıştır. Penelope de; sarayda, oğlunu öldürmeyi planlayan taliplerin karşısına çıkar. Özellikle Antinoos’a çıkışır. Bir zamanlar kocasının ona yaptığı iyilikleri ne de çabuk unutmuştur. Eurymakhos da kandırmaya çalışır kraliçeyi. Oğlunun güvende olduğunu, onu öldürecek olanın karşısına ilk kendisinin çıkacağını söyler (HOMEROS; 2005, s.283-286).
17. kitap; Telemakhos’un saraya dönüp annesi ve sütninesi Eurykleia’ya döndüğünü müjdelemesiyle başlar. Annesinden bir güzel yıkanmasını, temiz giysiler giymesini ve tanrılara kurbanlar adamasını ister. Belki der, Zeus tanrı öç almayı kısmet eder bize. Bu sırada sarayda bir şölen hazırlığı yapılmaktadır. Eumaios da genç prensin öğüdüne uyarak, dilenciyi, karnını doyurması için saraya getirir. Sofrada hor görülür, alay edilir kendisiyle. O ise bir zamanlar bir evi olduğunu ama varını yoğunu kaybedip Kıbrıs’ta bir zenginin hizmetinde çalıştırıldığını, sonunda da buraya geldiğini anlatır. Özellikle Antinoos hırpalar onu, vurur elindeki tokmakla. Penelope ise sofrada bir konuğun dövüldüğünü duyunca çok üzülür. Dilerim, der; altın yaylı Apollon da öyle vursun ona. Domuz çobanından, Odysseus’un bir zamanlar bu yabancının evinde konuk olduğunu duyunca, yanına getirilmesini ister. Kocasından haber sormak için. Dilenci kılığındaki Odysseus ise akşamı beklemeleri gerektiğini söyler (HOMEROS; 2005, s.288-304).
18. kitapta; Telemakhos’un konuğu olan dilenciyle kentte uzun yıllardır dilenerek yaşamını sürdüren iri yarı İros’un güreşmesine şahit oluruz. Yaşlı bir adam kılığındaki Odysseus, İros’u alt eder. Bu sırada tanrıça Athena’nın uykusunda süsleyip püslediği Penelope, yanında iki hizmetçisiyle taliplerin şölenine iner ve içlerinden biriyle evleneceğini bildirir. Öncelikle armağanlarını getirmelerini ister. Eski zamanlarda der, varlıklı bir adamın kızına, soylu bir kadına talip olanlar; birçok armağan getirirlerdi. Hani sizin armağanlarınız? Tüm taliplerin ulakları değerli armağanları getirir. Yaşmaklar, gerdanlıklar, küpeler. Oysa o sırada şölendekilerin yanında olan Odysseus biliyordu ki; karısının asıl amacı, onları büyüleyerek armağanlar koparmak (Homeros; 2005, s.307-313).
19. kitapta ise; Telemakhos, babasının isteğiyle saraydaki silahları saklar. Taliplere saldıracakları zaman geldiğinde bunlara ihtiyaçları olacaktır. Penelope’nin damat adaylarına, içlerinden biriyle evleneceğini bildirmesinin ardından herkes uykudadır. O da odasından çıkıp ateşin yanına iner. Orada dilenci kılığındaki kocasıyla konuşur. Kimlerden olduğunu sorar. Sonra da yıllardır talipleri oyalamak için giriştiği bez dokuma işini anlatır. Dilenci de kendinden bahseder. Girit’in soylularından olduğunu ve vaktiyle Odysseus’u evinde konuk ettiğini anlatır. Kanıt olarak da yiğidin sırtındaki entariyi tarif eder. Penelope’ye üzülmemesini, kocasının çok yakında eve döneceğini söyler. Dilenciyi evine buyur etmek isteyen kraliçe, hemen parlak bir döşek serilmesini buyurur. Kendisine temiz kıyafetler verilecektir. İstemez dilenci böylesi lüksü. Razıdır bir koyun postunun üzerinde kıvrılıp yatmaya. Ama evin yaşlı dadısı Eurykleia, bu tanrı misafirinin ayaklarını yıkarken gördüğü yara izinden efendisini tanır. Bu yarayı, Odysseus, bir domuz avı sırasında almıştı yıllar önce. Yiğit, dadıya sessiz kalmasını söyler. Kimliğini açık etmemelidir. Penelope yatmaya gitmeden önce gördüğü bir rüyayı anlatır konuğuna. Yorumlamasını ister. Yaşlı dilenci, taliplerin öleceğine yorar bu düşü.
Bu kitap; kraliçenin, dilenciye, kendisiyle evlenmek isteyenler için bir müsabaka düzenleyeceğini söylemesiyle biter. Odysseus’un yayını germeyi başarabilenle evlenecektir (HOMEROS; 2005, s.317-332).
20. kitapta; karı-kocanın uyuyamadığını görürüz. Odysseus bunca taliple nasıl mücadele edebilirim diye endişelenirken, Athena bir kadın kılığında görünür ona. Endişelenmemesini, ona yardım edeceğini söyler. Bu sırada Penelope de odasında ağlayıp durmaktadır. Artemis’e yalvarmaktadır. Ne olurdu canımı alaydın da kocamdan daha aşağı bir erkeğin oyuncağı olmayaydım diye. Sabah taliplerin yine yiyip içtiğini görürüz sofrada. Bir yandan da oğul Telemakhos’un ayrı bir masada buyur ettiği dilenciyle alay ederler (HOMEROS; 2005, s.335-342). Ama şair; dinleyicilere, bu yemek şöleninin, taliplerin son şöleni olduğunu duyurur.
21. kitapta ise; Penelope’nin Odysseus’un yayını ve oklarını hazine odasından alıp getirdiğini ve yarışmayı başlattığına şahit oluruz. Yiğide Sparta’lı İphitos’un yıllar önce konukluk armağanı olarak sunduğu bu yayı germek ne Telemakhos’a kısmet olur ne de taliplere. Bu arada domuz çobanı ve sadık sığırtmacına kimliğini açıklayan Odysseus, gücünü denemek bahanesiyle yayı germek ister. Taliplerin karşı çıkmalarına rağmen Telemakhos ve Penelope buna müsaade ederler. Kraliçe, bu işi başarırsa, onu, giysilerle donatıp istediği yere göndereceğini söyler ve odasına çekilir oğlunun arzusuna uyarak. Müsabakanın düzenlendiği salonun ve dış avlunun kapılarını kilitlerler sığırtmaç ve dadı. Dilenci yayı evirir çevirir ve germeyi başarır (HOMEROS; 2005, s.345-356).
22. kitap; taliplerin öldürülmesini anlatır. Kimliğini açıklayan Odysseus; başta Antinoos ve Eurymakhos olmak üzere tüm talipleri oğlunun da getirdiği silahlarla ve tanrıça Athena’nın yardımıyla öldürür. Yalnız sarayın habercisinin ve ozanın canını bağışlar. Kahramanın yokluğunda taliplerle haşir neşir olan hizmetçiler de önce temizlik işlerine koşulur sonra sarayın avlusunda asılırlar. Odysseus dadısına Penelope’yi çağırmasını söyler (HOMEROS; 2005, s.357-370). Karı-kocanın kavuşması; destanın 23. kitabında gerçekleşir. Önceleri Penelope evindeki konuğun kocası olabileceğine inanmaz. Dadı ve Telemakhos’un sözlerine de güvenmez. Dilencinin, bir zamanlar Odysseus ile kendi arasındaki sırrı bildiğini fark edince ise ikna olur. Bu mutlu kavuşmanın ardından, yıllardır çektikleri sıkıntıları anlatırlar birbirlerine. Ertesi gün ise yiğit, kendi çiftliğinde yaşayan babasını görmeğe gider (HOMEROS; 2005, s.371-380).
“Odysseia”nın son kitabında Penelope yer almaz. Homeros; şiirini, öldürülen taliplerin öç almak için gelen akrabalarıyla Odysseus arasında yapılan barışla bitirir.
VARGI
“İlyada”da Andromakhe ve “Odysseia”da Penelope karakterleriyle resmini çizmeye çalıştığımız Homeros kadını; Kıta Yunan kaynaklı öykülerdeki kadından hayli farklıdır. Mitolojik öyküler yanında birçok tragedyaya da konu olan Medea ve Klytaimnestra; bu kadınlar arasında akla gelen ilk isimlerdir. Kıskançlık, hırs ve öfke karakterlerinin genel özellikleridir. Şüphesiz Olympos’un kıskanç tanrıçaları, İthake’nin düzenbaz hizmetçi kızları da vardır Homeros’un şiirlerinde. Fakat aslında kadın; Anadolu’lu şairin gözünde bir erdem timsalidir. Kocasına sadık, çocuğuna düşkün kısacası evinin kadınıdır o.
Kıta Yunanlı kadının, hikâyelerde olumsuz yönleriyle tasvir edildiğini söyledik. Troya savaşına neden olduğu rivayet olunan güzel Helena da bir Yunanlı. Ama onun, bir Troyalı’nın aşkı uğruna kocasını bıraktığını, evini barkını terk ettiğini düşünmez Homeros. Penelope’nin de dediği gibi: “… bilseydi Akaların savaşçı oğulları kendisini gene baba toprağındaki evine götürecekler, hiç alır mıydı yabancı bir adamı yatağına?..Bir tanrı itmişti onu bu çirkin işi yapmaya…” (HOMEROS; 2005, s.377).
KAYNAKÇA
ERHAT, Azra. (1984), Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, İstanbul.
GRAVES, Robert. (2004), Yunan Mitleri, (Çev.)Uğur Alpur, Say Yayınları, İstanbul.
HOMEROS, (2005), Odysseia (Çev.) Azra Erhat, A Kadir, Can Yayınları, İstanbul.
HOMEROS, (2007), İlyada (Çev.) Azra Erhat, A. Kadir, Can Yayınları, İstanbul.
LEFKOWITZ, Mary and FANT, Maureen B. (2005), Women’s Life In Greece&Rome, The Johns Hopkins University Press, Baltimore.

Home | Articles | Events | Announcements | Groups | Gallery | Newsletter Archive | About | Legal | Contact Us